Önemli bir gerçeği unutmamak gerekir: Otelin dolu olması, para kazandığı anlamına gelmez
Oteller dolu görünüyor ama turizmcinin kasası boş
Kıymetli okurlarım, 2026 turizm sezonu, ne yazık ki beklendiği gibi başlamadı. Turizmcinin aylar öncesinden yaptığı hazırlıklar; savaşların, siyasi belirsizliklerin, yükselen petrol fiyatlarının ve Dünya Kupası’nın gölgesinde kaldı.
Dr. Zekeriya Bingöl / Kültür ve Turizm Uzmanı
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda izlediği zikzaklı politika, yalnızca Orta Doğu’yu değil, dünya ekonomisini ve turizmi de olumsuz etkiledi. Bir gün savaşın durduğu açıklanıyor, ertesi gün yeni saldırı haberleri geliyor. Bir gün ateşkesten, ertesi gün daha sert müdahalelerden söz ediliyor.
Böyle bir ortamda turist nasıl güvenle rezervasyon yaptırsın? Tur operatörü nasıl plan yapsın? Otelci nasıl fiyat belirlesin?
Turizm, her şeyden önce güven ve istikrar sektörüdür. İnsanlar tatil kararını yalnızca otel fiyatına bakarak vermez. Uçuş güvenliğini, bölgedeki siyasi gelişmeleri ve ekonomik geleceğini de düşünür. Her gün savaş ve saldırı haberleri izleyen Avrupalı turist de doğal olarak rezervasyonunu erteledi.
Savaş haberleri petrol fiyatlarını da yükselti. Petrolün yükselmesi sadece akaryakıt fiyatını etkilemiyor; uçak biletinden tur otobüsüne, otelin servis aracından mutfak giderlerine kadar her maliyeti artırıyor.
Bütün bunların üzerine bir de 11 Haziran-19 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen Dünya Kupası ekledi. Avrupa’daki milyonlarca futbolsever tatil kararını erteledi. İnsanlar önce maçları izledi, tatil rezervasyonunu turnuva sonrasına bıraktı.
Bu nedenle turizmci haziranı kaybetti, temmuzun büyük bölümünü bekleyerek geçirdi ve bütün umudunu ağustos ayına bağladı.
Bazıları sahil şeridindeki otellerin dolu olduğunu söyleyerek sezonun iyi geçtiğini iddia ediyor. Evet, denize sıfır ve güçlü tur operatörü bağlantıları bulunan bazı oteller doluluk yakaladı.
Ancak önemli bir gerçeği unutmamak gerekir: Otelin dolu olması, para kazandığı anlamına gelmez.
Sezon ortasında bazı oteller yüzde 50’yi aşan indirimler yaptı. Fiyat düşürülerek elde edilen doluluk gerçek bir başarı olarak görülebilir mi?
Personel, enerji, gıda, bakım, komisyon ve vergi giderleri sürekli artarken otelci geçen yılın fiyatının altında oda satıyorsa odalar dolu olabilir, ancak kasa dolmaz.
Asıl büyük sıkıntıyı ise sahilin ikinci ve üçüncü bandında bulunan oteller yaşıyor. Denize sıfır olmayan küçük ve orta ölçekli oteller, apartlar ve pansiyonlar adeta kan ağlıyor.
Birinci banttaki otel, fiyatını düşürerek veya tur operatörü desteğiyle müşteri bulabiliyor. Ancak ikinci ve üçüncü banttaki tesisin aynı reklam gücü, özel plajı veya pazarlama imkânı bulunmuyor. Turist sahildeki indirimli oteli tercih ederken arkadaki oteller boş odalarla ay sonunu bekliyor.
Bu durum yalnızca otelciyi etkilemiyor. Oteller boş kaldığında restoran, kafe, taksi, minibüs, market, hediyelik eşya dükkânı ve yerel üretici de müşteri kaybediyor.
Çünkü turizm bir zincirdir. Zincirin sadece denize sıfır halkasının ayakta kalması, destinasyonun kurtulduğu anlamına gelmez.
Türkiye’nin, özellikle de Marmaris’in fiyat avantajı da giderek zayıflıyor. Yunanistan, Mısır, İspanya ve Portekiz gibi rakip ülkeler daha uygun fiyatlarla turist çekiyor. Türkiye’de ise yüksek maliyetler nedeniyle otelci fiyat artırmak zorunda kalıyor.
Fiyat yükseldiğinde turist başka ülkeye gidiyor, fiyat düşürüldüğünde ise otelci para kazanamıyor. Turizmci iki taraflı bir maliyet baskısının arasında kalıyor.
Turizmcinin umudunu ağustosa bağlaması anlaşılabilir. Ancak birkaç haftalık doluluk, mayıs, haziran ve temmuz aylarında kaybedilen geliri geri getirmeye yetmez.
Artık sadece “Kaç turist geldi?” sorusunu sormamalıyız. Şunları da sorgulamalıyız:
“Kaç gece kaldı, ne kadar harcadı, otelciye ve esnafa ne kadar gelir bıraktı?”
İkinci ve üçüncü banttaki oteller için özel tanıtım çalışmaları yapılmalı, ulaşım ve plaj imkânları geliştirilmelidir. Uçuş maliyetlerinin düşürülmesi için hava yolu şirketleri ve tur operatörleriyle ortak çalışmalar yapılmalıdır.
İngiltere ve birkaç Avrupa ülkesine olan bağımlılık azaltılmalı; Türk devletleri, Uzak Doğu, Balkanlar ve Orta Avrupa gibi farklı pazarlara yönelinmelidir.
Eylül ve ekim aylarını canlandıracak kültür, gastronomi, sağlık, spor ve kongre turizmi faaliyetleri de artırılmalıdır. Turizm yalnızca birkaç yaz ayına sıkıştırılmamalıdır.
Turizmci savaşı çıkarmadı. Petrol fiyatını yükseltmedi. Dünya Kupası takvimini belirlemedi. Döviz kurunu ve enflasyonu da turizmci yönetmiyor.
Ancak bütün bu gelişmelerin bedelini otelci, çalışan ve turizm esnafı ödüyor.
Bugün sahildeki birkaç dolu otele bakarak “Sezon iyi geçti” demek, ikinci ve üçüncü bantta yaşanan sessiz çığlığı duymamaktır.
Ağustos ayı turizmci için son bir umut olabilir. Ancak turizmin kaderini son dakika rezervasyonlarına ve bir aylık doluluğa bırakamayız.
Şimdiden 2027 yılını düşünmeli, pazar çeşitliliğini artırmalı ve turizmi savaş haberlerine, petrol fiyatlarına ve birkaç büyük tur operatörüne bağımlı olmaktan kurtarmalıyız.
Aksi hâlde her sezon aynı cümleyi kurmaya devam ederiz: “Bu yıl olmadı, gelecek sezondan umutluyuz…”









