Dr. Zekeriya BİNGÖL Yazdı: YANGIN GÜVENLİĞİ: YÖNETMELİK Mİ, AKIL MI
YANGIN GÜVENLİĞİ: YÖNETMELİK Mİ, AKIL MI?
Yangın güvenliği tartışılmaz; ancak aklı, bilimi ve saha gerçeklerini dışlayan uygulamalar da çözüm değildir.
Kıymetli okurlarım,
Yangın güvenliği konusunda daha önce köşe yazarlığı yaptığım gazete ve dergilerde defalarca yazdım. Turizmcilerimizin yaşadığı sıkıntıları, mevzuattaki çelişkileri ve özellikle Muğla gibi eski yapıların, ahşap mimarinin ve butik tesislerin yoğun olduğu bölgelerde ortaya çıkan uygulama sorunlarını dile getirmeye çalıştım.
Ne yazık ki aradan geçen zamana rağmen bugün hâlâ aynı sorunları konuşuyoruz.
Demek ki mesele sadece bir yönetmelik çıkarmakla çözülmüyor. Yönetmeliğin sahada nasıl uygulanacağı, uygulanmasının mümkün olup olmadığı ve farklı kurumların birbirleriyle uyum içerisinde hareket edip etmediği de en az yönetmeliğin kendisi kadar önemlidir.
Öncelikle bir konuda kimsenin tereddüdü olmasın: Yangın güvenliği şarttır. Can güvenliği her şeyin önündedir.
Ancak insan hayatını korumak için çıkardığımız kuralların uygulanabilir, bilimsel ve hakkaniyetli olması gerekir. Aksi hâlde güvenlik sağlamaya çalışırken başka mağduriyetler yaratırız.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Tüm Bürokratlar ve İş İnsanları Federasyonu (TÜMBİFED) tarafından düzenlenen Yangın Zirvesi de tam olarak bu tartışmaların yapıldığı önemli bir ortak akıl platformu oldu. Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz Turizm Otelciler ve Turistik İşletmeciler Derneği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur’un bölgemizi temsilen konuşmacı olarak yer alması da Muğla turizmi açısından son derece değerliydi.
Yücel Okutur konuşmasında yeni yangın düzenlemelerinin özellikle yüksek katlı olmayan, ahşap ağırlıklı, kaplamalı ve butik turizm tesislerinde yarattığı uygulama sorunlarına dikkat çekti.
Aslında söylediği çok açık: Yangın güvenliğini sağlayalım ama bunu yaparken bölgenin tarihini, mimarisini ve turizm kimliğini ortadan kaldırmayalım.
Muğla’daki bütün oteller aynı değildir.
Dalyan’daki iki katlı butik bir tesisle büyük ve çok katlı bir oteli, Akyaka’daki özgün mimariye sahip bir yapıyla yeni inşa edilmiş modern bir tesisi aynı kalıba sokamazsınız.
Özellikle 30-40 yıl önce yapılmış, bitişik nizamda bulunan, arka bahçesi veya yan parsel mesafesi olmayan çok sayıda tesis var. Bu işletmelere bugün “Yangın merdiveni yapacaksın” deniliyor.
Turizmci de haklı olarak soruyor: “Nereye yapacağım?”
Arka bahçe yok. Yan taraf başka bir bina. Parsel küçük. Fiziken yangın merdiveninin yapılabileceği bir alan bulunmuyor.
Bu durumda fiziken mümkün olmayan bir şeyi yapmadığı için işletmeciyi cezalandırmak güvenlik midir, yoksa mağduriyet midir?
Daha önce de yazdığım gibi, bu bir ihmal veya kötü niyet meselesi değildir. Bu, yıllar önce oluşmuş şehirleşmenin ve mevcut yapı stokunun gerçeğidir.
MERDİVENİ YAPMASA SUÇ, YAPSA SUÇ!
İşin daha da düşündürücü tarafı ise başka.
Yangın güvenliği açısından eksiklerini tamamlamak isteyen birçok işletmeci ciddi paralar harcadı. Yangın merdivenleri yaptı, yanmaz kapılar taktı, kaçış koridorları oluşturdu ve çeşitli güvenlik sistemlerini yeniledi.
Ancak bazı işletmecilerin aktardığına göre, yangın mevzuatına uyabilmek için yapılan bu düzenlemeler bu kez imar mevzuatı açısından sorun olarak karşılarına çıkmaya başladı. Bazı tesislerde yangın merdivenleri için ceza veya kaldırma tartışmaları dahi yaşandı.
Şimdi turizmci ne yapacak?
Bir kurum: “Bu merdiveni yapmak zorundasın.” diyor.
Diğer taraftan başka bir mevzuat: “Bunu buraya yapamazsın.” diyorsa burada sorun turizmcide değildir.
Sorun, devletin kendi mevzuatlarının ve kurumlarının aynı dili konuşmamasıdır.
İşte aylardır anlatmaya çalıştığımız mesele tam da budur. Yangın güvenliği ile imar mevzuatı birbirinin karşısına çıkarılmamalıdır. Can güvenliği için zorunlu tutulan bir uygulama, başka bir mevzuat tarafından cezalandırılıyorsa sistemin yeniden ele alınması gerekir.
YANGIN GÜVENLİĞİ SADECE MERDİVEN DEĞİLDİR
Yangına karşı güvenliği yalnızca dışarıya yapılacak bir demir merdivene indirgemek de doğru değildir.
Bugün teknoloji çok daha ileri seviyededir.
Otomatik algılama ve erken uyarı sistemleri, sprinkler sistemleri, duman tahliyesi, yangına dayanıklı kapılar, güvenli iç kaçış yolları, yangına dayanıklı kaplama malzemeleri, personel eğitimi ve düzenli tatbikatlar gibi birçok yöntem bulunmaktadır. Özellikle dışarıdan yangın merdiveni yapılmasının fiziken mümkün olmadığı tesislerde bu alternatiflerin bilimsel risk analizleriyle değerlendirilmesi gerekir.
Nitekim Yücel Okutur’un Yangın Zirvesi’nde gündeme getirdiği önemli konulardan biri de buydu.
Japonya’da ve çeşitli Avrupa ülkelerinde, TUI ve Jet2 gibi uluslararası tur operatörlerinin de kabul ettiği yangına dayanıklı sertifikalı boya ve vernik sistemlerinin turizm tesislerinde kullanıldığını ifade etti. Türkiye’de de bu teknolojilerin ilgili makamlar tarafından değerlendirilerek mevzuata kazandırılmasının önünün açılması gerektiğini dile getirdi.
Yani mesele aslında teknoloji eksikliği değildir.
Mesele, teknolojiyi mevzuatla ve mevzuatı hayatın gerçekleriyle buluşturabilmektir.
Bir yönetmelik Ankara’da hazırlanabilir; ama uygulanacağı yer Marmaris’tir, Bodrum’dur, Fethiye’dir, Dalyan’dır, Akyaka’dır.
Masa başındaki madde ile sahadaki binanın birbirine uymadığı yerde çözüm, binayı suçlamak değil; güvenliği sağlayacak doğru yöntemi bulmaktır.
HER BİNAYA AYNI REÇETE YAZILMAZ
Sağlıkta her hastaya aynı ilaç verilmediği gibi, yangın güvenliğinde de her binaya aynı reçete uygulanamaz.
Binanın yaşı, kat sayısı, yapı malzemesi, konumu, kapasitesi, kaçış imkânları ve mevcut güvenlik sistemleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Gerekirse bağımsız teknik heyetler oluşturulmalı ve tesis bazında risk analizi yapılmalıdır.
Yangın merdiveni yapılabiliyorsa elbette yapılsın.
Ama yapılamıyorsa: “O zaman kapat.” demek yerine: “Aynı güvenliği hangi teknolojik ve mimari yöntemlerle sağlayabiliriz?” sorusunun cevabı aranmalıdır.
İşte devlet aklı da burada ortaya çıkar.
Bu noktada kıymetli dostum ve ağabeyim Yücel Okutur’un yıllardır savunduğu yaklaşımı özellikle önemsiyorum. Kendisi turizmi masa başından değil, sahadan bilen; Dalaman, Ortaca, Köyceğiz ve Dalyan bölgesinin sorunlarını yıllardır yaşayan bir turizmcidir. Aynı zamanda organik tarımla ve yerel üretimle ilgilenmesi, turizmin yalnızca yatak satmaktan ibaret olmadığını gösteren güzel bir örnektir.
Onun yaklaşımını birkaç kelimeyle özetlemek mümkün: Önce insan, sonra tesis, sonra turizm.
Ben de aynı noktadayım. İnsan hayatından taviz veremeyiz. Ama güvenliği sağlamak adına yıllardır faaliyet gösteren, ruhsat almış, denetlenmiş, istihdam yaratmış ve ülke ekonomisine katkıda bulunmuş tesislere de çıkmaz sokak gösteremeyiz.
İlgili bakanlıklar, belediyeler, itfaiye teşkilatları, üniversiteler ve turizm sektörünün temsilcileri artık aynı masada buluşmalıdır.
Çünkü bu mesele ne sadece otelcinin ne sadece belediyenin ne de sadece bakanlığın meselesidir.
Bu mesele insan hayatıdır.
Bu mesele turizmdir.
Bu mesele ortak akıl meselesidir.
Yangınla ilgili defalarca yazdık, uyardık, sektörün sesini aktardık.
Bugün hâlâ aynı sorunları konuşuyorsak, artık yeni bir yönetmelik maddesinden çok kurumlar arasında ortak bir çözüm iradesine ihtiyacımız olduğu açıktır.
Turizmci yatırım yapmaktan korkmamalı.
Belediye işlem yaparken tereddüt yaşamamalı.
Vatandaş da konakladığı tesisin güvenli olup olmadığını düşünmemelidir.
Bunun yolu ceza yarışından değil; açık, uygulanabilir ve bilimsel bir sistem kurmaktan geçmektedir.
Unutmayın; yönetmelikler insan hayatını korumak için vardır. İnsanları ve işletmeleri çözümsüz bırakmak için değil.
Yangın güvenliğinde gerçek başarı ise yalnızca yangın çıktıktan sonra müdahale etmek değildir.
Gerçek başarı, yangının hiç çıkmamasını; çıkarsa da can kaybına dönüşmemesini sağlayacak sistemi kurmaktır.











